Buharkent‘e geldiğimde en sevdiğim etkinlik arabayla Aydın‘ın dağ köylerini dolaşmak.

Çoğu yıl olduğu gibi bu sene de Noel tatilinde Buharkent‘e geldim. Daha önce pek gitmediğim, Buharkent‘e çok yakın olan bir kasabayı gözüme kestirmiştim: Horsunlu.

Horsunlu tren istasyonu. Kaynak: Yeni Söke Gazetesi

Horsunlu, Buharkent‘e 16 km uzaklıkta Kuyucak‘a bağlı küçük bir kasaba. Önceden Nazilli‘ye ya da Aydın‘a giderken hep arabayla ya da trenle bu kasabadan geçerdim ama kendisini hiç ziyaret etmemiştim. Daha önce Google Maps’ten Horsunlu‘ya baktığımda da arkasında pek dağ köyü veya yol görünmediğinden ziyaret etmeyi pek düşünmemiştim. Ta ki bugüne kadar.

Horsunlu‘nun suyu meşhurdur. Bir yerin suyu meşhur olur mu diyorsanız siz hiç güzel su içmemişsiniz demektir :). Hala üretiliyor mu bilmiyorum ama bir zamanlar Horsunlu Karlık Memba (memba ‘su kaynağı’ demek) suyu markasıyla şişelerde ve damacanalarda satılırdı.

Buharkent‘te birçok insan Horsunlu‘daki birkaç mahalle çeşmesinden su doldurmak için bidonlarla Horsunlu‘ya gidip su doldurup geliyorlar. Ben de onlara özendim ve evdeki 19 litre boş damacanayla göz göze geldiğimde ne yapmam gerektiğini biliyordum.

Hemen teyzemlere gidip Horsunlu‘daki çeşmelerin yerini sordum. Kendi damacanamızı ve anneannenim boş su bidonlarını Peugeot Partner’in bagajına yükleyip babamı ve amcamı da alarak yola çıktım.

Hava mükemmeldi. Son birkaç gündür yağmur yağdığı için etraf yeşillenmişti ve renkler çok canlıydı. Hava parçalı bulutluydu ve sıcaklık 15 derece civarıydı. Yani Ege için ideal bir Aralık günüydü.

Arabayla 15 dakikada Buharkent‘ten Horsunlu‘ya varıp ilk trafik ışıklarından içeri girdik. 1882 yılında açılan ve Anadolu’daki ilk demiryolu hattı üzerinde olan tren istasyonundan geçip ana caddeden kuzeye, dağlara doğru ilerledik. 300-400 metre sonra evler seyrekleşip dağlar ve orman başladı. Babam çeşmenin yerini bildiğini söylediği için onun yol tarifini takip ettim (Asağıda çeşmeleri ve tüm rotayı işaretledim).

Horsunlu şehir merkezinden ayrıldıktan kısa süre sonra yol kenarında çeşmemizi bulduk. Komşu köylerden olan Yamalak’tan biri su doldurmaya gelmişti. Onunla biraz laflayıp sıramız gelince sularımızı doldurduk.

Su gerçekten lezzetli ama hayatımda içtiğim en iyi su değil. İkinci sıraya koyarım. Birinci sırada hala Elazığ Doğukent’teki mahalle çeşmelerindan akan Karaçalı suyu var (orası ayrı bir yazıyı hakediyor).

Babam suya kalite kontrol yaparken

Sularımızı doldurduktan sonra kuzeye doğru giden virajlı yolu takip etmeye karar verdik. Daha önce ne babam ne de amcam bu yolu gitmişti. Ama su doldururken karşılaştığımız Yamalaklı amca yol olduğunu, yolun durumunu bilmediğini ama gidebileceğimizi söyledi. Ben zaten Google Maps’ten dağları aşamasak da bizi Pamukören‘e (Kuyucak‘a bağlı başka bir kasaba) bağlayan bir yol olduğunu teyit ettigim için kuzeye doğru yola koyulduk.

Yol enfesti.

Yolun durumu çok iyiydi. Çok iyi derken asfalttı yani. Tek araçlık dar bir yol. Yolun iki tarafında asırlık çam ağaçları, yükseklere gidildikçe ise palamut ağaçları var. Aydın‘da kendiliğinden çıkan çam ağaçları (yani sonradan agaçlandırılmayan alanlar) genelde dağların kuzey yamacında olur ama burada güney yamacında da vardi. Sanırım vadi dar ve sulak olduğu için. Buharkent‘in kuzeyindeki dağların aksine buranın dağları oldukça sulaktı. Kaç tane akan çeşme gördüm sayamadım.

Yaklaşık yarım saat doğanın içinde arabayla yükseldikten sonra İğdecik köyüne vardık. Köyün rakımı yaklaşık 1000 metre. Nüfusu çok az. En fazla 30 kişi filan vardır bence.

İğdecik‘te arabamızı park edip biraz etrafta yürüdük.

Gerçekten harika bir doğa. Özellikle su kaynaklarının bol olması ve etraftaki ağaç çeşitliliği çok hoşuma gitti.

Normalde niyetimiz asfalttan doğuya devam edip Pamukören‘e inmekti. Ama aklımıza başka bir plan geldi ve toprak yoldan kuzeye doğru devam edip dağı aşarak Taşoluk ya da Musakolu‘na (Kuyucak‘ın dag köyleri) inmeye karar verdik. Yol biraz riskli ve uzundu. Çamurlu yolda, çeyrek depodan az mazotla neredeyse bir saat daha gitmemiz gerekiyordu. Yine de yola koyulduk.

Babam ve amcam İğdecik’ten kuzeye giden orman yollarını kontrol ediyor.

Yaklaşık bir beş dakika daha toprak yoldan kuzeye devam ettikten sonra İğdecik‘in geniş mezrasına vardık. Mezranın arkasında Aydın dağlarının karakteristik çam ormanları göründü. Üzeri kara bulutlarla çevrili orman biraz ürkütücüydü. Birkaç gün önce yağış olduğu için orman yollarının bozulmuş olma ihtimali vardı.

Neyse ki mezrada İğdecikli bir çoban ve avcıyla karşılaştık ve yolu sorduk. Avcı bize orman yollarının karıșık olduğunu ve kendisinin daha önce oradan hiç gitmediğini söyledi. Zaten tedirgin olan bizler kuzeye gitme kararımızdan vazgeçtik. Avcı bize alternatif olarak güney batıdaki toprak yolu izleyerek Kurtuluş‘a (başka bir Kuyucak kasabası) inebileceğimizi söyledi. Bari Kurtuluş‘a gidelim diyip adamın gösterdiği toprak yoldan ilerledik.

Hataydı.

Bata çıka 100-200 metre anca ilerleyebildik. Peugeot Partner’in yıllardır aşınmış emektar tekerleri çamurda ilerlemiyordu. Çamurda kâh bata çıka kâh arabayı kaydırarak mezraya geri döndük ve oradan İğdecik‘e geri geldik. Bence doğru bir karardı ve zararın çok başından döndük.

İğdecik çok otantik bir dağ köyü. Etrafta plastik ya da betonarme yapı çok az. Mesela su yalakları hep beton yerine uzun ağaç gövdelerinin içi oyularak yapılmış. Köyün şu anki nüfusuna göre oldukça büyük, eski bir mezarlığı vardı. Sanırım önceden daha kalabalık bir köydü. Birçok mezar taşı dümdüz, yazısız, sadece bir mezar olduğu belli olsun diye konulmuş taşlardı. Bu bana İğdecik‘in çok eski bir köy olduğu izlenimini verdi.

Dağdan Büyük Menderes ovası ve palamut ağacı

İğdecik‘ten kuzeye devam edemeyince ilk planladığımız rota olan Pamukören‘e varmak için doğuya giden asfalt yolu takip ettik. Bir süre dağ sırtlarında ilerledikten sonra Büyük Menderes ovası manzarısını izleyerek yavaş yavaş alçaldık. Yine birçok eski mezarlık ve çeşme geçtik. Pamucak köyüne gelip kısa bir mola verdik. Etrafta bir köy kahvesi aradım. Niyetim hem çay içip hem İğdecik ve Pamucak hakkında bilgi almaktı ancak kahvehane bulamadık.

Pamucak‘ta koyunları olan birkaç evin kapısını çalıp koyun peyniri sorduk ancak ellerinde az olduğu için satmak isteyen olmadı.

Pamucak‘tan sonra yolu takip edip Pamukören‘e vardık. Pamukören‘den güneye giden yolu takip edip DenizliAydın asfaltına indik.

Yol kenarında Buharkentliler için bir klasik olan Obam restoranda yemek yiyip Buharkent‘e döndük.

Rotayi -ozellikle İğdecik civarını- çok beğendim. Yapılacaklar listeme bugün iki şey ekledim.

  • Bir: bugün yapamadığımız İğdecikTaşoluk orman rotasını yapmak (gerekirse yürüyerek)
  • İki: İğdecik tarihi hakkında bilgi toplamak.

Rotanın haritasını buradan görebilirsiniz.

Posted in

Leave a comment