İlk defa birkaç yıl önce araba kullanmayı öğrendikten sonra Buharkent‘in kuzeyindeki dağ yolunu kullanarak Buldan‘a gelmiştim. O zamanlar ilk defa trafikte araba kullanmanın paniğiyle Buldan‘ın kendisine çok odaklanamamıştım. İlhan’la Buldan simidi yiyip Buharkent‘e geri dönmüştük. Arada birkaç kere daha Buldan‘a geldim ama her seferinde ya duraklamadan ya da çok kısa duraklayarak devam ettim. Aralık sonunda Zülfiye’nin de gelmesiyle bu sefer beraber Buldan‘ı gezmek istedik.
…
Kahvaltı yaptıktan sonra Peugeot Partner’le Buldan yoluna koyulduk. Ben her zaman olduğu gibi dağ yollarından gitmek istiyordum ancak bir önceki gece hava çok soğuk olduğu için buzlanma tehlikesi vardı. Risk almayıp karayolundan devam ettik. Yaklaşık 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra arabamızı Buldan merkezde bir sokağa bıraktık.
Arabadan indikten sonra Buldan sokaklarında yürümeye başladık. Hava Buharkent‘e göre oldukça soğuktu. Bizim gibi günübirlikçi turistler olsa da sokaklar kalabalık değildi. Buldan‘ın turistik açıdan canlı bir yer olduğunu duymuştum ama kafile otobüslerini görmeyi beklemiyordum. Tekstil ve dokuma ürünleri satan butik dükkanların çoğu bakımlı, estetik, ve açıktı. Dükkan sahipleri birçok turistik yerlerdeki çığırtkan esnafların aksine oldukça sakindi ve turist avlamaya çalışmıyorlardı. Keşmekeş sevmeyen bir insan olarak bu oldukça hoşuma gitti.
Yürürken üşüdüğümüz için sıcak bir şey içip ısınmak istedik. Zülfiye internetten bir kahveci buldu ancak o yer kapalıydı. Biz de cadde üzerinde bir çay bahçesinde çay ve salep içtik. Soğuk havada salep çok iyi geldi.

Sokaklarda biraz daha turladıktan sonra bir dükkandan kendimize ve arkadaşlarımıza hediye olarak pike aldık. Kaliteli malzeme ve sadeliğiyle pikeler çok hoşumuza gitti. Dükkan sahibiyle biraz lafladıktan ve pikelere baktıktan sonra yürümeye devam ettik. Dükkanın adı Pikecim ya da Tuncay İpek Tekstil.

…
Buldan‘da dokumacılığın oldukça eski bir hikayesi var ve Buldan‘ın sosyo-ekonomik yapısı dokumacılıkla şekillenmiş. Buldan, Buharkent gibi yeni kurulmuş bir şehir değil. Evlerin çoğu tarihi, restore edilmiş ve hala kullanılıyor. Eskiden bu karakteristik yapıdaki iki katlı evlerin üst katı yaşam alanı alt katı ise dokuma atölyesi olarak kullanılıyormuş. Hala bazı evlerde dokumacılık geleneksel yöntemlerle ev altlarındaki atölyelerde yapılıyor. Ancak birçok dükkan endüstriyelleşmenin de etkisiyle fabrikasyon üretime geçmiş. Bu yeni fabrikalar da Buldan sanayi bölgesinde toplanmış. Osmanlı Devleti zamanında bile Buldan kumaşları İstanbul’a saraya gönderiliyormuş.
…
Girdiğimiz ikinci dükkanda dükkan sahibiyle beraber uzunca ve keyifli bir zaman geçirdik. Dükkan sahibi Salahattin Amca (Salahattin Kaçanoğlu) Unesco tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” seçilmiş bir dokuma ustası ve sanatçısı. Yurtdışında sempozyum ve fuarlara dokuma sanatçısı olarak katılıyor ve Buldan dokumasını dünyaya tanıtıyor. Sonradan internetten baktığımda kendisi hakkında birçok yazı ve söyleşi gördüm. Kendisi aynı zamanda Buldan eski halk eğitim müdürü ve müzisyen. Dükkanında curasını ve kabak kemanesini bize çaldı. Oradan da bir şal alıp gezimize devam ettik.


…
Sonrasında benim önceden not aldığım, Zülfiye’nin de internetten gördüğü Han Buldan şarap evine gittik. Şarap evi eski bir Buldan evinin güzel bir şekilde restore edilmesiyle oluşturulmuş. İç dekorasyonunu beğendim. Yemekleri de lezzetliydi. Burada kendi şaraplarını ürettiklerini sanmıştım ancak şişe şarap sunuyorlar. Buldan‘daki diğer yemek yerlerine göre daha ‘süslü’ ya da ‘havalı’ bir yer. O yüzden daha pahalı. İki kişi birer kadeh şarap (rose ve Çalkarası), peynir tabağı, sarma ve çağla dövmesine (Buldan yöresine ait) toplam 2875 lira verdik.
Çıkışta hala biraz aç olduğumuz için merkezdeki esnaf lokantası Ağam kebabtan kelle paça çorbası, Pamukkale köfte (bence turistler için uydurulmuş bir tarif ama lezzetli), ve kabak tatlısı sipariş ettik (toplam 710 lira). Köfteyi beğendim ama çorbası biraz ağırdı, kabak tatlısı da bana biraz fazla şekerli geldi.
Yemekten sonra hava kararmadan Buharkent‘e doğru yola çıktık.
Leave a comment